• LinkedIn
Browsing "Makaleler"

Çocuklarda Uyku Bozukluğu, Gece Terörü & Kâbuslar

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

Uyku, yaşamımızın üçte birinin geçtiği, organizmada kendine özgü aktivitelerin oluşuğu bir süreçtir. Uyku çevremizuyku bozuklugu makalesi içine ile olan bağlantımızın kesilmesidir. Aslında anne- babaların çoğu çocuklarının nadiren uykudan ağlayarak uyandığını, ancak çocuğun kolaylıkla uyanıp, kendini güvende hissedip yeniden uyuyabildiği bir başka durumu da tarif ederler. Bu durum ise halk arasında kabus, tıpta ise nightmare olarak adlandırılan bir başka uyku bozukluğu tipidir. Çocuklarda uyku sorunları, genellikle 2 yaşlar civarlarında oluşur. En sık görüleni de uyumada zorluk yaşamadır. Erkeklerde daha fazladır. Her çocuğun uyku gereksinimi farklıdır. 9 aydan 3 yaşa kadar ortalama 11-12 saat gece uykusu, 2-3 saat de gündüz uykusu(öğleden sonra) yeterlidir. Uyku sorunları her çocukta bir değil çocuklar arasında çok büyük farklılıklar olabilir. Kimi çocuk en ufak seste uyanırken, kimisi de bu sesten hiç etkilenmez.
Gece korkusunda çocuklar ağlarken gece teröründe bu durum çığlık atarak derin uykularından uyanma ile görülür. Aşırı korkan çocuk, neden korktuğunu bile anlatamaz. Sabah olduğunda ve gece neler gördüğünü sorduğunuzda hiçbir şey hatırlamaz. Çocuğunuzda buna benzer bir sorun varsa, mutlaka çocuk nöroloji uzmanlarına ve çocuk psikiyatri uzmanlarına gitmeniz gerekir. Ortalama yedi yaşından sonra azaldığı bilinmektedir. Özellikle çocuk derin uykusundan zıplar gibi uyanıyor ve çığlık içinde ağlıyorsa ilk soluk alacağınız yer biyolojik incelemelerin yapılacağı kişi ve kurumlar olmalı unutmayın.
Karanlıkta her yer olduğundan farklı görünür. Gölgelerin değişik şekilleri vardır. Kitaplar bir hayvan gibi veya duvara yaslanmış bir bebek hareket ediyormuş gibi görünebilir. Tekrar rahat bir şekilde uyuyabilmesi için gece lambası, kendisini güvenli hissedebileceği bir oyuncak, sizin ona olan sevginizi ona hatırlatıcı sembolik bir eşya daha rahatlamasını sağlayacaktır.
Uyku ve uyanıklık hakkında kendi farkındalığınız ne kadar yüksekse, çocuğunuza da o oranda yardımcı olabilirsiniz. Bu problemle alakalı ilaç tedavisi henüz mevcut değildir. Benzer bir sorun yaşıyorsanız bir çocuk doktoruna başvurabilirsiniz. Merkezimizde bu yönde çalışmalarımız bulunmaktadır.

Detaylı iletişim bilgisi için tıklayınız.

Çocuklarda Korku ve Kaygı

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

Korku, kaynağı bilinen, dışsal kesin bir uyarana karşı olan bir yanıttır.

Kaygı ise kaynağı bilinmeyen, içsel, belirsiz ve çatışma sonucunda oluşmuş bir yanıttır.
Normal korku ile kaygıyı ayırt etmek her zaman kolay değildir. Korku ve kaygı normal, belirli bir ölçüde koruyucukorku ve kaygı makalesinin içine olabilmektedir. Geçici korku ve kaygı çocuğun normal gelişiminin bir parçasıdır. Kaygının bir hastalık düzeyinde olduğunu söyleyebilmek için gerçekçi olmayan korkuların ya da kaygıların önemli bir sıkıntıya, akademik, sosyal bir bozulmaya neden olması gerekir. Kişisel özellikler, yaş, cinsiyet, zeka, ailesel faktörler ve medya korkunun oluşumundaki başlıca faktörlerdir. Her çocuk az ya da çok bazı korkulara sahip olabilir. Önemli olan çocuklara korkuyla baş etmesini öğrenmeye yardım etmektir. Korkular ve korkularla baş etme yolları yaşa bağlı olarak da değişiklik gösterir. Kaygı bozuklukları çocuk ve ergenlerde en sık görülen bozukluklardandır. En sık görülen kaygı bozuklukları;
* Fobiler
* Ayrılık anksiyetesi (kaygısı) bozukluğu
* Sosyal anksiyete bozukluğu (Sosyal Fobi)
* Panik bozukluk
* Yaygın anksiyete bozukluğudur.

Ayrılık anksiyetesi (kaygısı) bozukluğu
Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu (AAB) evden ya da birinci bağlanma figüründen ayrılmaya bağlı olarak oluşan aşırı korku ve anksiyetedir.
A. Aşağıdakilerden en az üçünün olması:
1) Evden ya da bağlandığı kişilerden ayrılacak gibi olduğunda ya da ayrıldığında hep aşırı tasalanma
2) Bağlandığı başlıca kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına, hastalık, yaralanma , yıkım, ölüm gibi kötü olayların gelebileceği konusunda tasalanma
3) Bağlandığı başlıca kişilerden birinden ayrılmaya neden olacak, istenmedik bir olay yaşayacağına (örn. Kaybolma, kaçırılma, bir kaza geçirme, hastalanma) ilgili olarak, sürekli bir biçimde, aşırı tasalanma.
4) Ayrılma korkusundan ötürü, okula, işe ya da başka bir yere gitmek için dışarı çıkmayı, evden uzaklaşmayı, hiç istememe ya da buna karşı koyma.
5) Evde ya da başka ortamlarda tek başına kalmaktan ya da bağlandığı başlıca kişilerle birlikte olmamaktan, sürekli bir biçimde, aşırı korku duyma ya da bu konuda isteksizlik gösterme.
6) Evin dışında ya da bağlandığı başlıca kişilerden biri yanında olmadan uyuma konusunda isteksizlik gösterme ya da buna karşı koyma.
7) Yineleyici bir biçimde, ayrılma konusunu da içeren karabasanlar görme.
8) Bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da ayrılacak gibi olduğunda bedensel belirtilerle(örn. Baş ağrıları, bulantı, kusma) ilgili yineleyen yakınmaların olması.
Bu korku, kaygı ya da kaçınma süreklilik gösterir, çocuklarda ve ergenlerde en az 4 hafta, erişkinlerde 6 ay ya da daha uzun sürer. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal,okulla ilgili, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
Sosyal anksiyete bozukluğu (Sosyal Fobi)
Sosyal Fobi bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı düşüncesi ve bu konuda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur.
* Kişinin, başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu bir ya da birden çok toplumsal durumda belirgin bir korku ya da kaygı duyması.
* Kişi olumsuz olarak değerlendirilebilecek bir biçimde davranmaktan yada kaygı duyduğuna ilişkin belirtiler göstermekten korkar.
* Söz konusu toplumsal durumlar, neredeyse her zaman, korku ya da kaygı doğurur. Söz konusu toplumsal durumlardan kaçınılır ya da yoğun bir korku ya da kaygı ile bunlara katlanılır
* Duyulan korku ya da kaygı, söz konusu toplumsal ortamda çekinilecek duruma göre ve toplumsal-kültürel bağlamda orantısızdır.
* Korku, kaygı ya da kaçınma sürekli bir durumdur, 6 ay ya da daha uzun sürer.
* Korku, kaygı ya da kaçınma, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikten düşmeye neden olur.

ÖZGÜL FOBİ
Bazı durumlar veya nesnelerden duyulan mantıksız/aşırı korkudur.
A. Özgül bir nesne ya da durumla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duyma
B. Fobi kaynağı nesne ya da durum, neredeyse her zaman, doğrudan korku ya da kaygı doğurur.
C. Fobi kaynağı nesne ya da durumdan etkin bir biçimde kaçılır ya da yoğun bir kaygı ile buna katlanılır.
D. Duyulan korku ya da kaygı, özgül nesne ya da durumun yarattığı gerçek tehlikeye göre ve toplumsal-kültürel bağlamda orantısızdır.
Çocuğunuzda dikkati çeken korku ve kaygılar varsa lütfen destek almakta gecikmeyiniz.

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Çocuklarda Kişilik Oluşumu

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

KİŞİLİK OLUŞUMUNDA AİLENİN ÖNEMİ
İnsan gelişimi, doğuştan getirdiğimiz özelliklerimizin çevresel koşullarla etkileşmenin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Yaşam boyunca süren bu süreçte; bireyin fiziksel, bilişsel, ahlaki gelişim alanlarında ortaya çıkan değişmelerin yanı sıra, her birey kendisine özgü bir kişilik geliştirmektedir.
Yaşam boyunca kişinin diğer insanlarla ilişkileri, deneyimleri ve bu yaşantılarına ilişkin yorumları ve kararları kişiliğin oluşumunu etkileyen önemli faktörlerdir. Örneğin; çocukluk yıllarında topluluk karşısında konuşma denemeleri, deneyimleri ve bunlarla bağlantılı olarak çevresinden aldığı geri bildirimler ve kendisiyle ilgili yorumlarının sentezi kişinin gelecek yaşamında girişken, utangaç veya saldırgan kişilik özelliklerine sahip olup olmayacağına dair belirleyici etkenler olabilmektedir. Çünkü kişi bu bilgilere dayalı olarak kendisinin nasıl bir insan olduğuna ve olacağına karar verir; kendisinden beklentilerini bu bilgilere dayalı olarak temellendirir. Benlik kavramı olarak isimlendirilen bu yapı; kişinin kendine ilişkin duygu ve düşünceleri olarak şekillenip, davranış olarak diğer insanlarca gözlenebilir hale dönüşür. Dışarıdan gözlenebilen bu öğeler, kişinin diğer insanlarla ilişkilerinin şekillenmesinde aracı olur.
Kişilik gelişiminde belirli yaşlarda çocuğun edinmesi gereken bazı özellikler vardır. Bu özelliklerin kazanılmasında aile çok etkilidir. Aile ile çocuğun kurduğu ilişki, kişilik özelliklerini belirlemede etkili olacağından bu ilişkiyi sağlıklı kurmak, sağlıklı çocuklar yetişmesi açısından önemli olacaktır. Kişilik gelişiminin doğumdan itibaren yaşam boyu süren bir süreç olduğu, çocuğun algılaması, hafızası, düşünme yeteneği geliştikçe kişiliğinde gelişeceği ve kültüre göre farklı özellikler taşıyacağı bir gerçektir.
Kişilik özelliklerinin oluşumunda katılımsal faktörlerin rolünü belirleme çalışmaları, davranışsal genetik adında bir çalışma alanı ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma, kişilik özelliklerinin ne kadar kalıtımsal olabildiğini belirlemeye çalışmaktadır. Kişilik özelliklerimizin ne kadarının, atalarımızdan genetik geçiş yoluyla belirlendiğini keşfetmeye çalışmaktadır.
* Kişilik üzerinde genlerin rolünü anlamak için, davranışsal genetikçiler, hayvan çalışmalarını ayrı çevrelerde yetişen özdeş ikiz çalışmalarını ve evlatlık verilme çalışmalarını kullanmışlardır.
* Çocuk ve evlatlık edinen ailenin ortak özellikler göstermesiyse, ortak genleri paylaşmadıkları için, kişilik üzerinde çevresel etkilerin rolü olarak kabul edilmektedir.
* Aynı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin kişilik özellikleri karşılaştırıldığında; tek yumurta ikizlerinde genetik yapılarının aynı olduğu halde, farklı çevrelerde büyümelerine rağmen bu ikizlerin benzer kişilik özellikleri göstermelerine neden olabilmekte, bu durum ise genetik etkilerin rolüyle açıklanmıştır.
Kişilik bireyin kim olduğunu açıklar; yani belirli durumlarda neyi, nasıl yapacağını, çevresinde olup bitenleri nasıl değerlendireceğini, hayatında karşılaşacağı değişik olaylara nasıl tepkiler vereceğini ve değişik insanlarla kuracağı ilişkilerin doğasını ortaya koyar.
Kişilik gelişimi yönünden en önemli dönem, ruh sağlığının temellerinin atıldığı 0 – 6 yaş arasıdır. Hayatın bu devresini yeterli ilgi ve sevgiden mahrum geçirmiş çocukların, yetişkinlik yıllarında ruhi açıdan bazı dengesizlikler gösterme ihtimali yüksektir.

* Çocuğun ruh sağlığı hamilelik öncesine dayanır. Anne ve baba adayının birbirini seven, anlayışla yaklaşan bir çift olmaları önemlidir. Anne baba çocuk yetiştirmeye istekli ve gerekli şartlara sahip olmalıdır. Ayrıca çocukların cinsi eğitim, güven duygusu, ailede yeri olma, sevgi, ilgi, şefkat ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamada mesuliyet hissi taşımalıdır.
* Çocuk anne babayı taklit ederek, özdeşleşerek kişiliğini oluşturur. Kız çocuk anneye, erkek çocuk babaya benzeme çabası içindedir. Bu bakımdan anne ve
babanın her yönden çocuğa örnek olması gerekir. Ebeveynler, birbirlerine ve çocuklara karşı, tavır ve davranışlarının, tepki ve sözlerinin çocuğa model olduğunu bilmelidir. Çocuğa yapılacak nasihatlerden ziyade beğenilecek tavırlar yarar sağlar.
* Anne ve babanın hoşgörü içinde otorite sahibi olmaları gerekir. Korkutarak eğitmek, dövmek, yalan söylemek, hakarette bulunmak çocuklarda kişilik bozukluklarına sebep olur.
* Anne baba kendi aralarında sevgi ve saygıya dayalı bir ilişki kurmalıdır. Çocukların yanında kavgaya dönüşen tartışmalardan kaçınmalıdırlar. Kavga ve geçimsizlikler çocukların ruh sağlığını bozar.
* Çocuklar anneye bağlı olarak doğar, bu yüzden iki- üç yaşını tamamlayıncaya kadar anne çocuğun yanında olmalıdır. Çalışmak zorun da olan anne, çocuğu bırakacak kişiyi ve yeri özenle seçmelidir.
* Anne sütü çocuklar için vazgeçilmez bir gıdadır. Çocuklar annelerini emip beslenirken, bir taraftanda duygusal ihtiyaçlarını karşılarlar.
* Çocuk eğitimi ile ilgili anne babalar bilgi sahibi olmalıdırlar. Burada önemli olan çocuk terbiyesinde büyük yanlışlıklar yapmamaktır.
* İlk yaşlarda çocuklara yapılan yardımlar, yaşları ilerledikçe yavaş yavaş azaltılmalıdır. Her türlü ihtiyacının karşılanmasına alışan çocuk, yaşı ne olursa olsun çocuk kalır ve böylece kendine güven duygusu da geliştiremez.
* Kişilik gelişiminde önemli prensiplerden biri ‘’iyi ve uygun davranışlara ilişkin yetenek ve becerileri geliştirmesine destek olmaktır. Burada azar ve kaba muameleden çok, övgü ve teşfike yer verilmelidir. Çocuğunuz güzel bir davranış gösterdiğinde, başarılı olduğunda memnuniyet ve sevginizi göstermeniz önemlidir.
* Çocuklar arasında hiçbir şekilde ayrım yapılmamalı ve durum ve özellikleri birbirleriyle kıyaslanmamalıdır.
* Çocuklar kendi cinsiyetlerine uygun yetiştirilmelidir.
* Anne baba aşırı baskıdan kaçınmalıdır. AİLEDE ÇOCUĞA YER VE DEĞER VERMELİDİR. Ancak anne-baba rolü çocuğa kaptırılmamalıdır.
* Yine ailenin çeşitli davranışları da çocuğun çekingen olmasına sebep olabilir. Çocuğu bir dakika önce öpüp sevmek, okşamak ve hemen sonra kızmak, çocuğa anlayışlı davranmamak onu ürkek, çekingen; aktif veya basif saldırgan davranışlara itebilir.
* Anne babanın çocuğun eğitimine fikir birliği etmeleri gerekir. Birinin kızdığı tavıra diğeri övgü yağdırırsa veya hoşgörürse, bu çelişkili tutum çocuğu ruhen dengesiz yapar ve hatta çocuk kimi zaman bu çelişkileri kullanır.
* Çocuğun oyun yeri serbestliğinin sağlanması önemlidir. Çocuk oyun ile öğrenmeye başlar, çeşitli oyunlarla bilgi ve becerisini artırmaya başlar.
* Huzurlu ve mutlu ailelerde büyüyen çocuklar kendine güvenli ve kendini gerçekleştirme eğiliminde olan çocuklar olurlar.

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Çocuklarda Cinsel İstismar

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

Son yıllarda cinsel suçlar artmakta ve çocuk cinsel istismarı da ilk sıralarda yerini almaktadır. Çocukluk dönemi, ÇOCUK CİNSEL İSTİSMAR.jpg görüntüleniyorcinsel gelişim ve bilgilenmenin henüz tamamlanmadığı bir süreçtir. Bu dönemde yaşanacak herhangi bir cinsel istismar eyleminin, özellikle aile içinden kaynaklanması çocukta meydana gelebilecek zararı daha da ağırlaştırmaktadır. Cinsel istismar çocuklarda uzun süreli duygusal ve davranışsal etkilere, korku, depresyon, kızgınlık, düşmanlık ve uygunsuz cinsel davranışlara yol açar. Bu nedenle çocukların, cinsel istismarı tanımlama veya gösterme yeteneğinde olduklarına inanılmalı ve profesyonel kişilerden destek alınmalıdır
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan tüm davranışlar” çocuk istismarı olarak değerlendirilir.
Cinsel İstismar ise fiziksel, entelektüel ve/ya da duygusal olarak, yani gelişimsel olarak tam olgunlaşmamış çocuk ya da ergenin, anlamını tam olarak kavrayamadığı cinsel etkinliklere katılmasıdır.
Çocuğun cinsel istismarı birkaç basit genelleme ile açıklanamayacak kadar değişken sonuçlara neden olur.
Cinsel İstismarın Çocuk Üzerindeki Etkileri
Cinsel istismarda olası sonuçlar; cinsellik üzerine etkiler, emosyonel etkiler, depresif duygudurum üzerine etkiler, anksiyete şeklindeki etkiler, davranışsal etkiler ve kişilik gelişimine etkiler başlıklarıyla incelenebilir.
Davranım bozukluğu, Kaygı bozuklukları, Depresyon, Düşük benlik saygısı, İntihar girişimleri, Travma sonrası stres boz. Konversiyon boz., Somatizasyon boz. Yeme boz. Dikkat dağınıklığı, Akademik sorunlar Disosiyatif boz. Alkol madde kötüye kullanımı sıklıkla görülebilir.
Çocukluk çağı travmaları içinde çocuk istismarı yinelenebilirliği, çocuğa genellikle en yakınları tarafından yapılıyor olması, bu nedenle de tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma şeklidir. Olayın yeni olduğu dönemde çocuğa destek ve koruma mutlaka gereklidir. Özellikle aile içi istismar vakalarında hekimle hasta arasındaki ilişki, çocuğun kurduğu ilk sağlıklı ilişki olabilir. Bu çocuklar kendilerini yalnız, terk edilmiş ve suçlu hissettiklerinden bu olgularda destekleyici yaklaşılmalıdır. Çocuk istismarında multidisipliner yaklaşım esastır ve bu yaklaşımın bir parçası olarak çocuk ve ailenin psikiyatrik değerlendirmesinin yapılması öncelik taşır. Sağlık çalışanları bakım ve tedavi görevlerinin yanı sıra, eylemi yasal birimlere bildirme yükümlülüklerinin de olduğunu unutmamalıdırlar.
Bu tip başvurularda Tramva Eğitimi verilip, EMDR terapisi yapılmaktadır.

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Çocuklar için Yoga Duruşuyla Öz güven Arttırma Workshopu

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

orta1

Eğitim Akışı- Program:

Tanışma & Yaşlara Göre Eşleşme

Müzikle Nefes ve Gevşeme Egzersizi

Çocuk Yogası Uygulama Egzersizleri

Özgüven Çalışmaları- Sesli ve Gönüllü Uygulama

Müzikle Dans Eşliğinde Sonlandırma

Amacımız

– Klasik yoga hareketleri ile esnek bir vücutla birlikte farklı bakış açısı kazandırmak,

-Olumlu ve motive edici telkinlerle birlikte kendine olan özgüveni artırmak,

-Eğlenceli taklit yöntemleriyle empati kurabilme yeteneği kazandırmak,

-Grup halinde çalışarak ekip ruhunu, takım olabilmeyi ve yardımlaşmanın farkındalığını kazandırmak,

-Hayal gücünü geliştirmek,

-Beynin her iki alanını çalıştırarak zihin, beden ve nefesin birlikte uyumu sonucu, duygusal ve ruhsal dengenin kurulması,

-Olası travmatik anılarından ve günlük yaşamın stresinden uzaklaşmasını sağlamak,

-Liderlik vasıflarını geliştirmek,

-Konsantrasyonu artırmak.

duyuru

Duyurular sayfamıza geri dönün…

Çocuk ve Ergenlerde OKB – Takıntılar

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

Obsesif kompulsif bozukluk her ne kadar genellikle yetişkinlere atfedilen bir rahatsızlık gibi görünmesine rağmenSoapy hands of little child hand-washing in the sink yapılan araştırmaların sonuçlarına göre yetişkin hastaların çoğunun (bazı çalışmalara göre % 80’inin) çocukluk döneminde de benzer sorunlar yaşadıklarını göstermektedir. Obsesif kompulsif bozukluk ya da halk arasındaki adı ile takıntı hastalığı saplantılı düşünceler ve bunları rahatlatabilmek için yapılan davranışlar ile karakterizedir. Saplantılar kişinin kendi iradesi dışında zihnine girer. Kişi bunlardan dolayı belirgin kaygı ve rahatsızlık yaşamasına rağmen bu düşüncelerden kurtulamaz. Bu düşünceleri zihninden kovmak ve rahatlamak için yaptığı davranışlara ise kompulsiyon adı verilmektedir. Bazen takıntılar yalnızca temizlik alanında olabildiği gibi kontrol, düşünce, dinsel, cinsel alanlarda da olabilmektedir.
Belirtileri
Temizlik – Bulaş takıntıları yaşayan çocuklar mikrop bulaşacağından, hasta olacağı ve öleceğinden yoğun kaygı duyarlar. En sık karşılaşılan takıntılardır. Bundan korunabilmek için sıklıkla ellerini yıkarlar, çok uzun süre banyoda kalabilirler.
Kuşku veya kontrol takıntılarında kişi bir şeyleri yerinde ve doğru yapmayla ilgili endişeler yaşar. Örneğin Kapıyı kapattı mı? , Matematik kitabım yanımda mı? gibi. Bu düşünceleri bastırabilmek için tekrarlayıcı tarzda kontrol davranışı geliştirler. Örneğin matematik defterinin çantasında olup olmadığını defalarca kontrol ederek okula geç kalabilirler.
Simetri takıntılarında kişi çevresindeki nesnelerin belirli bir düzen ve uyum içinde olması yönünde yoğun kaygı yaşar. Bunu sağlayabilmek için yoğun çaba harcar.
Düşünce takıntıları, birçok farklı alanda olabileceği gibi sıklıkla cinsel ve dinsel alanlardadır. Cinsel takıntılarda kişinin zihnine uygunsuz cinsel düşünceler gelir. Bazen bu düşünceleri bastırmak için farklı davranışlar gelişebilir. Bunlardan dolayı yoğun suçluluk hissedebilir. Bazen düşünce takıntıları din alanında görülebilmektedir. En sık rastlananlardan bazıları tanrıya küfür etme, tanrıya eş koşma sayılabilir.
Tedavi
Medikal tedavileri, EMDR Terapinin ve bilişsel davranışçı terapinin (BDT) tek başına ya da her ikisinin birlikte yürütüldüğü şekildeki tedavinin OKB danışanlarında en etkili olduğu fikri bilimsel çalışmalarla açıktır.
Eğer sizin de çocuğunuzda gözlemlediğiniz ve okb olmasından şüphe ettiğiniz belirtiler varsa, merkezimize başvurabilirsiniz.

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Arkadaş Edinememe, içe dönük kişilik vb.. Uyum Bozuklukları

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

Özgüven eksikliği, öğrenme ve dikkat sorunları, kişilik özellikleri gibi bir çok faktör kişinin sosyalleşmesini engelleyebilir. Bazen de yaşıtlarından zorbaca davranışlara maruz kaldığı için, bir süre sonra  içine kapanıp arkadaşlarından uzaklaşabilir. Bu bağlamda çocuğun anlattıklarına ve okul yönetimine başvurulmalıdır. Sorun çocuğun kendisinden mi diğerlerinden mi kaynaklanıyor bilinmelidir ve ona göre program geliştirilmelidir.

 

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Cinsel İstismar ve Kimlik Sorunları

Haz 4, 2018   //   by HAKAN GEZEN   //   Makaleler  //  No Comments

Bu konuda çocuğunuzun yanında olduğunuzu ona hissettirmeniz, şefkat göstermeniz, suçlama ve eleştirilerden kaçınmanız çok önemlidir. İleride herhangi bir olumsuz davranışlara yönelmemesi ve doğru yönlendirme yapılabilmesi, ayrıca travmanın izlerinden kurtulabilmesi için uzmanlarımıza danışmaktan çekinmeyiz.

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Sayfalar:«1234»