• LinkedIn
Archive from Haziran, 2018

Selective Mutism/Seçici Konuşmamazlık

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Seçici Konuşmamazlık, bir tür “çocukluk kaygı bozukluğu” durumudur. Çocuğun başka durumlarda, ortamlarda konuşuyor olmasına rağmen bazı durumlarda konuşmaması ile kendini gösteren psikolojik bir durumdur. Konuşma yetisine sahip olan çocuk, bu yetiyi kendine yabancı ortamlarda sergilemekten kaçınır. Susar ve çevresiyle iletişim kurmak için jest, mimik ve işaret kullanır.

Selektif Mutizm dediğimiz Seçici Konuşmazlık, çocuğun veya ergenin kendini güvende hissettiği yakın çevresinde, ev ortamında kendini göstermez. Genellikle eve çocuğun tanımadığı veya sık karşılaşmadığı kişiler geldiğinde mutizm belirtileri gözlenmeye başlar. Utangaçlık, çekingenlik, tutukluk, durgunluk gözlemleyebileceğiniz belirtilerdendir.

Nedenleri; sosyal korkular (fobiler), depresyon, yüksek kaygı, anne-babadan ayrılma korkusu, çeşitli çevresel faktörler olabilir. Genetik bir durum söz konusu olmadığı için gerekli uzman desteğiyle birlikte çözüme ulaştırılabilecek bir psikolojik süreçtir.

Çocuk veya ergen, konuştuğu kişileri ya da ortamları bilinçsizce seçer. Kendisini anlayabilen, dinleyebilen, kaygılarını azaltabilen, konuşması için baskı yapmayan, suskunluk temalı konularda öğüt vermeye çalışmayan, onun ilgi alanlarını fark edebilen, isteklerine saygı duyan, engellemeyen, içsel süreçlerini keşfedebilen, problemlerini analiz edebilen ve çözüme kavuşturabilen, özgüvenini ve kendilik algısını destekleyebilen, içinde bulunduğu sosyal ve duygusal gelişimine özgü ihtiyaçlarını karşılayabilen kişilerin varlığına gereksinim duyar.

Okul çağındaki çocuklarda Seçici Konuşmazlık, daha sıklıkla karşımıza çıkabilmektedir. Çocuk kimseyle konuşmaz, aktivitelere katılmaz, kafasını öne eğer, inatla bir köşede oturur bekler, mutsuz ve sıkılgan duygular barındırır, isteksiz ve içekapanık bir tutum sergiler.

Seçici Konuşmamazlık, genellikle okul çağında öğretmenler ve ebeveynler tarafından fark edilmeye başlanır. Fark edildiğinde ya da şüphelenildiğinde, en kısa zamanda bir uzmandan yardım alınmalıdır. Zamanında müdahale edilmediğinde bu durum çocuğun gerek eğitim hayatını gerekse sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkiler.

Tedaviye başlama ne kadar gecikirse olumlu sonuç alabilme şansı o derece azalır. Ne de olsa belli bir yaşa kadar sosyal ortamda hiç konuşmamış bir çocuğun ya da gencin bu davranışı iyice yerleşmiş olur. Seçici Konuşmamazlık sorununa sahip olan çocuklar tedavi edilmedikleri takdirde yetişkinlik çağına kadar sosyal gelişimleri ciddi şekilde zarar görmüş, akademik olarak başarısız, özgüven problemleri olan, sosyal olarak izole ve içe kapanık devam edip; yetişkinlikte sosyal ve mesleki bakımdan yetersiz, kaygı bozukluğu veya depresyona yatkınlığı olan kişiler haline gelmeleri muhtemeldir. Bu nedenle anne babaların çocuklarında bir veya bir kaç ortamda konuşmama durumu fark ettiklerinde zaman kaybetmeden mutlaka Seçici Konuşmamazlık konusunda tecrübeli bir uzmana başvurup tedavi sürecine başlamalıdırlar.

ÖNERİLER

  • Çocuğunuzun suskunluğunu ciddiye alın; bu suskunluğu utangaçlık, çekingenlik vs. şeklinde etiketlemekten vazgeçin. Suskunluk çocuğunuzun içsel süreçlerindeki duyguları ve düşünceleri bir dışa vurma şeklidir. Bunun altında yatan sebepleri anlayabilmek için bir profesyonelden yardım alın. Çocuğunuza motivasyonunu arttırıcı bir uzman desteği sağlayın.
  • Çocuğu konuşmaya zorlamayın, bu durum üzerindeki baskıyı artıracağı için onu daha fazla suskunluğa yöneltir. Ne zaman, nerede, kimlerle konuşacağına yalnız kendisi karar verir.
  • Çocuğunuzla konuşacağınız konular “suskunluk” temalı olmamalı; onun ilgi alanlarına hitap eden konular olmalıdır ve böylece çocuğun hoşuna giden, eğlendiren, kaygısını azaltan, içsel gerilimlerini minimuma indirgeyen bir ortam yaratılmalıdır.
  • Çocuğunuzun güçlü yanlarını tanıyın ve onları destekleyerek gelişmesini sağlayın.
  • Çocuğunuzla beraber oyun oynayın, ona canlandırdığı rolü seçme fırsatı tanıyın. Bu roller, konuşmanın zorunlu olmadığı roller olmalıdır. Oyunlara örnek olarak bez bebek oyunları, gölge oyunları, ritimli müzikli oyunlar,  alkış, kış ve gece, otur kalk gibi oyunlar tavsiye edilebilir.

Bu çalışmalar ara verilmeden ve pes etmeden devam ettirilmelidir. Sürecin yavaş ve uzun seyredebileceği unutulmamalıdır. Uzman desteğiyle birlikte devam eden bu süreçte çocuğun sözlü iletişimi, kaygının azaltılması ve kendilik algısı ile özgüvenin yükseltilmesi sayesinde gelişecektir.

Seçici Konuşmamazlık, bir kaygı bozukluğu olarak düşünüldüğü sebebiyle tedavinin hedefleri de öncelikle kaygıyı azaltmak, özgüven ve benlik saygısını yükseltmek ve sosyal durumlarda rahatlamayı sağlamaya çalışmaktır. Tedavi aile terapisi, çocuğun davranışlarının iyi okunduğu bir oyun terapisi, bilişsel davranışçı yöntemler ve ek olarak belki ilaç tedavisinin birlikte harmanlandığı bir süreci içermelidir. Bu konuda tecrübeli uzman bir terapist eşliğinde, aile ve okul işbirliği içinde çalışarak sorunun üstesinden gelmeye çalışmalıdırlar.

 

Okul Olğunluğu – Çocuğum Okula Hazır mı ?

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Wifred (1993), okul olgunluğu kavramının ilk kez 1920’lerde ortaya atıldığını belirtmektedir. Okumaya başlamada
başarılı olmak için, uygun zihin yaşının altı olduğunun bulunmasından sonra, çocukların bu zihin yaşına mümkün olan en kısa sürede ulaşmaları için, okul olgunluğuna yönelik bazı programlara ihtiyaç duyulmaktadır
(Akt. Çıkrıkçı, 1999).

    Okula başlama, çocuğun ve ailenin yaşamında önemli bir görevdir. Okul olgunluğu; çocuğun bedensel, zihinsel,okul olgunluğu makalesine koulacak duygusal ve sosyal anlamda ilköğretimin gerekliliklerini karşılamaya hazır olması demektir. Genellikle her çocuk (özellikle okul öncesi eğitimin son derece yaygınlaştığı günümüzde) altı yaş civarında bu olgunluğa erişecek düzeye gelir. Ancak, bireysel farklılıklar nedeniyle, okul olgunluğuna ulaşma yaşı değişebilir. Gelişim basamakları her alanda tüm çocuklar için aynı olsa da, bazı çocukların bu basamakları tırmanışı, diğerlerinden daha yavaş ya da hızlı olabilir.

Çocuğun okula hazır olması ya da okul olgunluğu, çocuğun okul eğitimini başaracak gelişimsel düzeye gelmesini ifade etmekte olup okul başarısı açısından oldukça önemlidir (Özdemir Kılıç, 2004).

Yörükoğlu okul olgunluğunu, “okula başlama çocuk yönünden, belli bir ruhsal olgunluğa ulaşmış olmayı gerektirir. Zihin yetenekleri bakımından, çocuğun yaşına uygun bir öğrenme ve kavrayış düzeyine varması ilk koşuldur. Zekası yerinde olan bir çocuk da ruhsal bakımdan evden kopabilme olgunluğunu göstermeyebilir” şeklinde ifade eder (Yörükoğlu, 1993).

Thatcher ve arkadaşlarının (1987), okul olgunluğunu nöro-gelişimsel açıdan ele alan çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca beyin gelişimi ile ilgili araştırmalarından çıkan iki önemli sonuç vardır: Birincisi, çocukların okula hazır olduklarını belirlemede yaş faktörünün çok fazla dikkate alınmaması gerektiğidir. İkincisi ise çocuğun okula başlaması için bilişsel olarak yeterli olgunluğa ulaşmasının yeterli olacağı görüşüdür (Akt. Yıldız, 2003).

Katz, okula hazırlık kavramını, okumayı öğrenmeye hazırlık olarak tanımlamaktadır. Ancak çocukların sosyal ve entellektüel gelişimlerinin de bu kavram doğrultusunda düşünülmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Katz, 1991).
Peki ama günümüzde “okul olgunluğu” denince ne anlıyoruz?
Washington Ulusal Eğitim Panelinde, okul olgunluğunu,
1- Çocukların okula girişe hazır olması,
2- Çocuklar için okulun hazır olması ve
3- Aile ve toplum kendi isteği ile katkıda bulunup destek verip, vermemesi olarak üç aşamada belirtmişlerdir.
(Child Trends, 2001; Kagan, Moore ve Bredekamp, 1995). Bir çocuğun okul olgunluğu, doğumundan okula başlayıncaya kadar aldığı tecrübeler ve becerilerdir. Bu tecrübelerin 5 boyutu vardır.

1. Fiziksel sağlık, iyi yaşam ve motor becerileri,
2. Sosyal ve duygusal gelişim,
3. Öğrenme yaklaşımları,
4. Gelişmekte olan dil ve okur-yazarlık
5. Bilişsel (gelişim) ve genel bilgi.

Görüldüğü gibi okul olgunluğunda özellikle çocuğun öğrenme için belli bir olgunluk düzeyine ulaşmasının önemi üzerinde durulmaktadır. Bu olgunluk çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimleri açısından belli bir düzeye gelmesini ve okulda kendisinden istenileni başarılı bir şekilde yerine getirmeye hazır olmasını ifade etmektedir.

Bütün bu tanımlardan ortaya çıkan şey, çocuğun okul eğitimine başlamadan önce belirli bir olgunlaşma düzeyine gelmesi gereğinin araştırmacılar tarafından zorunlu bir ön koşul olarak ifade edildiğidir. Çocuğun okula başlamadan önce bu konuda yeterince öğrenim yaşantısını alması ve bunu başaracak zihinsel ve psikolojik yeterliliğe de sahip olması gerekmektedir. Bu yeterlilik için bir çok araştırmacının belirttiği gibi kalıtımsal faktörlerin yanında çocuğun içinde yaşadığı şartlar da çok büyük önem arz etmektedir (Çataloluk, 1994).

İlköğretime hazırlık, çocuğun herhangi bir duygusal karışıklığa uğramadan kolayca ve yeterli olarak öğrenebilmesidir. Bu yalnızca olgunlaşma ile ulaşılabilecek bir nokta değildir. Çocuk bu hazırlığa yeni öğrenme görevlerine temel olabilecek ön öğrenmesini “okul öncesi dönemde” öğrendiklerini tamamlayarak ulaşabilir. Çocuğun içinde bulunduğu ortam çocuğu doğrudan etkileyebilmektedir ( Oktay, 1999).
Dockett ve Perry 2003’de ebeveynler, öğretmenler ve çocuklar üzerinde yaptıkları araştırmada okula geçişte 8 önemli alanın gelişmesi gerektiğini saptamışlardır.
Bu alanlar;
• Bilgi (rakamlar ve yazı),
• Sosyal ayak uydurma (büyük ya da küçük grup çalışmalarına katılma, öğretmen ya da lidere uygun davranma),
• Beceriler (çeşitli nesneleri kullanma),
• Mizaç (okula alışma),
• Kurallar (hareket ve davranışların beklentileri karşılaması),
• Kiziksel gelişim (yaş ve genel sağlık durumu),
• Aile özellikleri (beklentiler, çocuk sayısı, ebeveynin eğitimi ve ekonomik düzeyi v.b),
• Ağitim çevresi (okulların çeşitliliği v.b.) gibi alanların gelişmesi durumunda çocukların okula hazır olarak başlayabileceklerini belirtmişlerdir (Dockett, Perry 2003).
Okul Olgunluğuna Temel Olan Alanlar
• Görsel olgunluk
• Renkleri ayırt etme
• Görsel hafıza
• El-göz koordinasyonu
• İşitsel ayırt etme- duyma
• Sosyal ve duygusal etkenler
• Dikkat süresi (Akt. Özdemir Kılıç, 2004). Çocuklar bu gelişim alanlarını başarıyla oluşturdukları taktirde ilköğretime hazır bir şekilde başlayabilmektedirler. Ancak çocuğun içinde bulunduğu ortama da uyum sağlaması gerekmektedir. Buna paralel çocuğun içinde bulunduğu ortam da olgunluğu etkilemektedir. Okul Olgunluğunda Etkili Olan Etmenler Çocuğu etkileyen faktörler ise şöyle sıralanabilir,
• Fiziksel faktörler (Bedensel gelişim, büyüme, hastalıklar)
• Zihinsel faktörler (Zeka, dil)
• Duygusal faktörler (Duygularını ifade etme, anneden ayrılık, üzgün olma)
• Sosyal Faktörler (Ailedeki yetişkinlerin çocukla birliktelik niteliği, sosyal çevrenin çocuğa sağladığı olanaklar,…) Bütün bu gelişim alanlarına ait pek çok becerinin okulöncesi dönemde aşamalı olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Evde ve anaokullarında çocuklar için yaratılan olanakların çok değerli etkileri vardır. Çocuğun yürüme, koşma, sıçrama, makasla kesme, resim ve harf çizme, arkadaşlarıyla birlikte oynama, sıra bekleme, dinlenme, sesleri ayırt etme, pek çok kavramı anlama gibi becerilerinin ve dikkat süresinin gelişmesi çocuğu okula hazırlar.

İlköğretim 1. Sınıf Çocuğunun Sahip Olması Gereken Yeterlilikler Okulöncesi dönemde gerek okulöncesi öğretmeninin gerekse ailenin çocukları yönlendirebilmeleri için ilköğretim 1. sınıfa başlayacak çocukların sahip olması gereken özellikleri bilmesi son derece önemlidir. Çocukların;
• Dikkatlerini uzun süre yoğunlaştırmaları (ders süresi 40 dk.)
• Kendi kendine giyinme becerisini (fermuarını çekme, düğmesini ilikleme, ayakkabı bağlama v.b.) kazanmış olmaları,
• Sırada dik ve belli bir mesafede oturmaları,
• Tuvalet kontrolünü sağlamış olmaları,
• Kendi temizliklerini yapabilmeleri,
• Sırasını bekleme ve sabır göstermeleri,
• Tenefüslerde kendilerini korumaları ve dengeli hareket etmeleri,
• Kendi sorumluluklarını taşımaları,
• Anneden ve evden kolay ayrılabilmeleri,
• Anneden ayrı oldukları için kırıklık duymamaları,
• Öğretmen ile iletişim kurabilmeleri,
• Öğretmenin verdiği talimatlara uymaları,
• Diğer çocukların varlığına katlanabilme ve onlarla baş edebilmeleri,
• Kendinilerini ifade edebilmeleri,
• Arkadaşlık ilişkileri ve iletişim kurma becerileri, ilköğretimin 1. sınıfındaki çocuğun okula uyumu ve öğrenme başarısındaki en temel yeterliliklerdir. Okulöncesi yıllarında çocuğun ilk deneyimlerin çocuğun yaşamında sürekli etkileri olduğunu söylemek mümkündür. Buradan hareketle okula hazırlık için okulöncesinde destek olunması gereken alanları şöyle ifade edebiliriz:
• Okumaya hazırlık becerileri (okuma ve yazma öncesi beceriler, sesleri tanıma, el-göz koordinasyonu sağlama),
• Matematik becerileri (0-20 arası rakamları tanıma, kavramları öğrenme, renkleri, şekilleri öğrenme v.b),
• Sosyal becerileri (sırasını bekleme, verilen yönergeleri takip etme, sessiz dinleme, paylaşma, işbirliği yapma, dikkat yoğunlaştırma),
• Motor becerileri (büyük ve küçük kas gelişimi),
• Duygusal beceriler (kendi duygularını uygun biçimde ifade etme, başkalarıyla empati kurabilme),
• Öz bakım becerileri (kendi gereksinimlerini karşılama, temizlik, beslenme, dinlenme v.b. alanlarla ilgili işleri yapma, giysilerini yardımsız giyip çıkarma) (Oktay ve Unutkan, 2005 s. 149). KAYNAKÇA Ü. Büşra Ülkü, ANASINIFI VE İLKÖĞRETİM 1. SINIFA DEVAM EDEN ÇOCUKLARIN VELİLERİ VE ÖĞRETMENLERİNİN, ÇOCUKLARIN OKUL OLGUNLUĞU HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESI, Çukurova Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2007. Oktay A. Ve Unutkan Ö. P. (2005), Erken Çocuklukta Gelişim ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar (Yayıma Hazırlayan Doç. Dr. Müzeyyen Sevinç), İlköğretime Hazır Oluş ve Okul Öncesi Eğitimle İlköğretimin Karşılaştırılması, Morpa Kültür Yayınları, İstanbul, 2005. Oktay A. Ve Unutkan Ö. P. (2006), Marmara İlköğretime Hazır Oluş Ölçeğinin Geliştirilmesi ve Standardizasyonu, 1. Uluslar arası Okul Öncesi Eğitim Kongresi (Bildiri).

Çocuklarınızın Okul Olgunluğunu Desteklemek İçin;

• Resimli hikaye kitapları okuyunuz.
• İfade edici dili desteklemek için,çocuğun iletişime geçebileceği,kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebileceği ortamlar hazırlayınız.
• Çeşitli konularda sohbet edip, kelime hazinesi ve dil becerisini geliştirmeyi sağlayınız.
• Hikaye oluşturma ve hikaye tamamlama oyunları oynayınız.
• Çeşitli konular vererek resim yapması,düşüncelerini resimlerle ifade etmesi için yönlendiriniz.
• Sınırlı boyamalar yapmasını sağlayınız.
• Nesneler arasında benzerlik ve farklılık bulma oyunları oynayınız.
• Yaşıtlarıyla sosyal ilişkiler geliştirebilecekleri ortamları oluşturmaya özen gösteriniz.
• Kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için fırsatlar verilmeli,kişisel sorumluluklarını yerine getirmesini önemseyiniz.
• İhtiyaçlarını erteleyebilme ve sabır becerisini geliştiriniz

   

Otizm ve Diğer Yaygın gelişimsel Bozukluklar

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Otizm Spektrum Bozukluğu Nedir?

Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı ve genetik olduğu sanılmaktadır. Çevresel faktörlerin bu sorunu tetiklediği düşünülmektedir. Erkeklerde görülme sıklığı, kızlardan dört kat fazladır.

Zihinsel düzeyleri farklılık gösterebilir. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin bazılarında çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.

Eğer çocuğunuz:

· Göz kontağı kurmuyorsa,
· İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,
· Söyleneni duymuyor gibi davranıyorsa,
· Aynı oyunları, müzikleri, filmleri tercih edip tekrarını sürekli istiyorsa,
· Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,
· Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
· Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,
· Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,
· Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,
· Dönen şeyleri ilgiyle izliyor, bazılarını da kendisi döndürüyorsa,
· Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,
· Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,
· Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,
· Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,
· Kalabalıkta bile yalnızmış gibi davranıp, kendi dünyasında yaşıyormuş izlenimi veriyor ve diğer belirtilerden bir kaçını taşıyorsa, lütfen bizimle iletişime geçiniz.

Öğrenme Güçlüğü (DİSLEKSİ): Okuma yazma ve matematik sorunları

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Çocuğun zihinsel kapasitesi ile okuma, yazma, matematik gibi akademik konulardaki başarısı örtüşmediğinde aileler ve öğretmenler Disleksiden şüphelenirler. Çocuğun kendisi ve ailesiyle yapılan görüşmelerin dışında, okul rehberi ve öğretmeninden de bilgi alınarak bazı psiko-pedagojik değerlendirmeler ışığında klinik veriler toplanır. Öğrenme güçlüğü bataryası uygulanır. Okuma ve yazı yazma analizleri yapılır, matematik becerilerine bakılır, okuma hızı ölçülür, grafiği çıkarılır. WISC-R Testi ile sağ ve sol beyin becerilerine bakılır. Görsel ve işitsel alanda Dikkat, algı, hafıza değerlendirilir. Mantık, muhakeme, sıralama, mekan algısı, yaratıcılık, sözcük bilgisi gibi bir çok yetenek yaşıtlarına oranla hesaplanır. Geliştirmesi gereken alanlar da, üstün yetenekli olduğu alanlar da çocuğa anlatılarak farkındalık kazandırılır.

Merkezimizde okuma, yazma ya da matematik güçlüğü olan çocuklara eğitim verilmektedir. Randevu ve bilgi almak için arayınız,

Üstün Zeka ve yetenekli çocukların sorunları

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Okullarda genellikle normal zihinsel kapasiteli çocuklara yönelik eğitim programı uygulanırken, üstün yetenekli çocuklar bir süre sonra kendilerini doğal olarak sınıftan soyutlamaktadırlar. Bazıları derslerde sıkıldıkları için dinlemekten vazgeçip dikkat ve öğrenme sorunları yaşarken bazıları da davranım bozuklukları sergilemektedirler. Okulun ilk günlerinde sıradan bir öğrenciyken, zamanla hiperaktif ve dürtüsel davranışlar sergiledikleri için, öğretmenlerini de yanıltabilirler. Sıklıkla hiç hak etmedikleri uyarı ve yaptırımlarla karşılaşabilir, gittikçe okuldan uzaklaşabilirler. Yaşıtlarına oranla daha zeki oldukları halde gerekli yönlendirme yapılamadığında performansları ve benlik saygıları düşebilir.

Üstün çocukların sosyal, duygusal, akademik ve psikolojik sorunları katlanarak çoğalmadan rehberlik hizmeti almaları gerekmektedir.

Merkezimizde WISC-R testi sonuçları ve klinik bulgular eşliğinde kendi yaş çizgisinin üstünde potansiyeli olan çocuk ve ergenlere Rehberlik ve Danışmanlık yapılmaktadır. Duygulara yönelik çalışmalar, dikkatini uzun süre koruyabilme ve geçmişte yaşadığı travmatik anılardan kurtulabilme gibi önemli sorunlar terapi planı içinde yer almalıdır. Aileyi bu konuda bilinçlendirip okul ile işbirliğine geçilir.Üst sınıflarda bunlara ek olarak, sınav koçluğu ile ilgi ve yetenekleri doğrultusunda meslek seçimi ve kariyer danışmanlığı yapılır.

Okul Korkusu – Reddi

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Günümüzde okul reddi, çocukların anksiyete ve depresyon gibi duygusal sorunlar nedeni ile okula devam edememesiokul korkusu reddi makalesi içine koyulacak olarak tanımlanmaktadır. Okul hayatının herhangi bir döneminde ortaya çıkabilmektedir. Okul reddi klinik bir tanı olmayıp bir belirti olarak değerlendirilmektedir. Anksiyete bozuklukları başta olmak üzere birçok ruhsal bozukluğun belirtisi olabilmektedir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal fobi, özgül fobi ve anksiyete ile giden uyum bozukluğu okul reddi ile birlikte en sık görülen tanılardır. Tanılarda yaşa bağlı eğilimler görülmektedir. Ruhsal bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarında okul reddi sık görülmektedir. Bu, genetik ve çevresel faktörlerin okul reddi gelişimindeki rolünü desteklemektedir.

Okul korkusu ise okul reddinin nedenlerinden biri olarak görülmektedir. Çocukların okuldan korktuğu bir tür ayrılma anksiyetesidir.

Okula karşı geliştirilen olumsuz tavır ve düşünceler, kısa ve uzun dönemde olumsuz sonuçlar doğurduğu için ciddi bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Doğurabileceği ciddi sonuçlardan biri müdahale edilmediğinde korkunun yerleşmesi ve sene kaybı olabilir. Kısa vadede düşük okul başarısı, aile ile ilişkilerin bozulması ,arkadaşları ile yaşanan uyumsuzluklar olabilirken, uzun vadede sınıf tekrarı, okulu tamamlayamama, yetişkin dönemde çeşitli psikiyatrik problemler aileden ayrılamama ve beraber yaşama sıralanabilir.

Bu nedenlerden dolayı okul reddinin tedavisi çok önem kazanmaktadır. Tedavide temel amaç çocuğun en kısa süre içerisinde okula dönmesini sağlamaktır. Çözüm sürecini ebeveyn ve okul personeli ișbirliği içinde yürütmelidir.

Merkezimize bu sorundan dolayı başvuran danışanlarda başarı oranımız oldukça yüksektir.

Detaylı iletişim bilgisi için Tıklayınız…

Öğrenme Güçlüğü

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

Günümüzde sıklıkla karşılaşılan çocuklarda okuma yazma ve matematik sorunlarının doğru tanısı ve eğitimsel tedavisi hizmeti verilmekle birlikte aile bireylerinin bu konuda bilgilendirilmesi sağlanmaktadır.

Matematik Bozukluğu – DİSKALKULİ

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

disleksi makalesi içinde matematik bozukluğu

Diskalkuli; Öğrenme bozukluğu adı altındaki geniş spektrumun bir parçasıdır.Bu sorunda çocuğun zeka kapasitesi normal ya da normalin üstünde olmalı, herhangi bir nörolojik sorunu olmamalıdır.
Ebeveynler ve öğretmenler dikkat!
Matematik güçlüğü yaşayan bu çocukları ayırt edebilir ve bu konuda uzman eğitimcilere yönlendirebilirseniz Matematik dersi kabus olmaktan çıkacaktır.
İşte size kişiden kişiye değişiklik gösteren bazı ortak özellikler;
Aritmetik sembolleri tanımakta güçlük çekerler, problemde hangi işlemi yapacağına karar veremezler, soruyu başkası okuduğunda daha iyi anlar ve problemi zihinden çözmeyi yeğlerler.
Dört işlemi yaparken yavaştır, parmaklarını sayarlar, eldeleri unuturlar, sayıları dağınık yazarlar, basamakları alt alta getiremezler, sonucu yanlış ya da ters yazarlar, sağlamasını karıştırırlar,
Sıklıkla 6 ile 9 u, 7 ile 4 ü, E ile 3 ü karıştırabilir, sayı, uzaklık, miktar, şekil,boyut, gibi kavramları algılamakta güçlük çekebilirler.
Saati ve çarpım tablosunu öğrenmekte zorlanırlar, tarih, telefon numaraları gibi bilgileri hatırlamayabilirler, zaman ve para kullanımıyla ilgili tahminde yanılgılara düşebilirler.
Ayrıca geometri ve kesirli işlemlerde de performanslarının düşük olduğu dikkat çekicidir.
Diskalkuli bir hastalık değildir. Dolayısıyla bu güçlüğü ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak bu duruma anksiyete, depresyon gibi bazı psikiyatrik bozukluklar eşlik ediyorsa çocuk psikiyatrisinin görmesinde yarar vardır.
Diskalkulinin çözümü için en geçerli yöntem özel eğitimdir. Çocuk gerekli psiko-pedagojik değerlendirmelerden geçer. Ailenin ve öğretmenin gözlem ve görüşleri de alınarak Görsel-işitsel dikkat sorunları, okuma hızı ve kalitesi, travmatik deneyimleri, motivasyonu, güçlü olduğu alanları ile geliştirmesi gereken yönleri incelenir. Her şeyden önemlisi bu bilgilerle çocuğa farkındalık yaratılarak başarısızlığının sebebinin sadece kendisine ait olmadığı, birlikte üstesinden gelinebileceği gerçeğinin altı çizilir.
Ebeveynler eğer daha çok egzersizle, özel derslerle, dershane ve kurslarla matematik sorununu halledemiyorsanız ve çocuğunuzun zihinsel hiçbir engeli yoksa, yeterli verileriniz diskalkuli için örtüştüğünde destek arayışına girin.

Artık okullarda Öğrenme güçlüğü çeken çocuklar için Bireysel Eğitim Programları uygulanmaya başlandı. Sizler de satranç gibi strateji oyunları, sayıların akılda tutulmasını gerektiren kart oyunları, bingo, sudoku vb. oyunlarla çocuğunuza fırsat yaratabilirsiniz.
Doğru eğitimle çocuklar çok farklı stratejiler kazanarak bu sorunları ile nasıl başa çıkacaklarını öğreniyorlar ve özgüvenlerini kazanmış olarak eğitim hayatına devam ediyorlar.
Pedagog SONNUR KÜKÜRT

Yaratıcı Oyun – Yaratıcı Sanat Atölyeleri

Haz 4, 2018   //   by SONNUR KÜKÜRT   //   Makaleler  //  No Comments

orta2

Atölye;
Çocuğa yaz tatilinin uzun ve değerli günlerini, kişiliğini ve yeteneklerini geliştirecek etkinliklere yer vererek değerlendirebilmesi konusunda farklı bir bakış açısı ve uygulama alanı sunmak üzere kurulmuştur.
Eğitim Akışı- Program :
Sanat malzemelerini (akrilik, simler, artık materyaller, farklı boya malzemeleri vb),kullanarak özgür bir ortamda kendini ifade edebildiği art terapi çalışmaları
Üstün çocuklarda creative becerilerini kullanmak için fırsat yaratabilecek etkinlikler ( ahşap, porselen vb. boyamanın yanında grup içinde duygu paylaşımına yönelik terapötik çalışmalar
Grup halinde oynana kutu oyunları, spontane gelişen geleneksel oyunlar
Atölyede;
*Sanat terapisi öğeleri kullanılarak çocuğun sanat ile kendini ifade etmesi
*Kendine sınırlar getirmeden duygularını anlatabilmesi ve bunu gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu özgün ortamı yaratabilmesi
*Yaratıcı oyun ve oyun kurma becerisini yaşamına katarak oyunun geliştirici ve paylaşmayı öğreten özelliklerini keşfedebilmesi
*Yaratıcılık ve bilgiyi birleştirerek daha kalıcı öğrenmeler gerçekleştirmesi
*Konsantrasyon gücünü geliştirmesi ve bunun başarıya götüren süreçteki öneminin farkına varması
*Zamanı kullanma, sıralama becerisi ve kendi yaşantısındaki önceliklerini fark etme ve planlama yeteneğini geliştirmesi
* Çocuğun oyun ve sanat yoluyla farkına vardığı ve kullanabildiği yaratıcılığının, ona; olayları yeni bir gözle görebilme, sorunlara farklı bir açıdan bakabilme ve kendini ifade edebileceği doğru alanlar bulma becerisini kazandırması amaçlanmaktadır.

 

orta3

Duyurular sayfamıza geri dönün…

Sayfalar:1234»